Sorununuzu hızla çözün

Makaleler, kategoriler ve rehber içerikler tek aramada önünüzde.

18 Makale 7 Kategori
Bilgi Bankası Bir Ürün Nasıl Markaya Dönüşür? Dünyanın En İyi Marka Stratejistlerinden Öğrendiklerimiz

Bir Ürün Nasıl Markaya Dönüşür? Dünyanın En İyi Marka Stratejistlerinden Öğrendiklerimiz

Her marka bir gün bir üründü. Apple bir bilgisayardı. Nike bir koşu ayakkabısıydı. Starbucks bir kahve dükkanıydı. Ama bir noktada bir şey değişti. Ürün satmaya devam ettiler, ancak insanlar artık ürün için değil marka için geliyordu.

Bu dönüşüm nasıl gerçekleşir? Şans mı, zamanlama mı, yoksa bilinçli bir strateji mi?

Biz Roas Digitall olarak bu soruyu yıllardır hem kendi müşterilerimizle çalışarak hem de dünyanın önde gelen marka stratejistlerinin düşüncelerini takip ederek yanıtlamaya çalışıyoruz. Bu makale o birikimin bir derlemesidir. Uluslararası alanda marka düşüncesini şekillendiren isimlerin öğrettiklerini ve bunların Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli işletmeler için ne anlama geldiğini aktarmak istedik.

"Marka bir söz vermektir" — David Aaker

Marka stratejisinin akademik babası olarak kabul edilen David Aaker, onlarca yıllık araştırmasını şu cümleye indirgemiştir: Marka bir sözdür. Müşteriye her seferinde aynı deneyimi, aynı kaliteyi ve aynı değeri vaat etmektir.

Aaker'a göre markalar dört varlık üzerine inşa edilir: marka bilinirliği, algılanan kalite, marka sadakati ve marka çağrışımları. Bu dördü bir arada güçlendiğinde marka değeri oluşur ve bu değer işletmenin en önemli varlığı haline gelir.

Türkiye'deki küçük işletmeler için bu ne anlama gelir? Şunu söyler: Müşterinize verdiğiniz sözü tutarlı biçimde yerine getirmek, reklam bütçenizden daha değerlidir. Bugün verdiğiniz söz yarın sizi rakipten ayıran şeydir.

"İnsanlar ürün satın almaz, anlam satın alır" — Marty Neumeier

Marty Neumeier, "The Brand Gap" adlı kitabında markayı şöyle tanımlar: Marka bir logo değildir. Bir kimlik sistemi de değildir. Marka, müşterinin aklındaki his ve beklentinin toplamıdır.

Neumeier'in en çarpıcı tespiti şudur: Markanızı siz değil, müşteriniz tanımlar. Siz ne söylediğinizi kontrol edebilirsiniz ama müşterinin ne duyduğunu kontrol edemezsiniz. Bu yüzden en iyi marka stratejisi müşteriyi dinlemekle başlar, konuşmakla değil.

Neumeier aynı zamanda farklılaşmanın önemine özellikle vurgu yapar. Ona göre bir markanın kendine sorması gereken en kritik soru şudur: Biz neden başkasıyız? Bu soruyu net biçimde yanıtlayamayan işletmeler fiyat rekabetine mahkum kalır. Yanıtlayabilenler ise kendi kategorilerini yaratır.

"Güçlü markalar bir konuma sahiptir" — Al Ries ve Jack Trout

Konumlandırma kavramını pazarlama dünyasına kazandıran Al Ries ve Jack Trout, 1981 yılında yayımladıkları "Positioning" kitabıyla marka düşüncesini kökten değiştirdi. Temel argümanları şuydu: Marka savaşı ürünlerde değil, zihinlerde kazanılır.

Ries ve Trout'a göre bir markanın hedefi müşterinin zihninde belirli bir kelimeye, duyguya ya da kategoriye sahip çıkmaktır. Volvo güvenliği çağrıştırır. FedEx kesinlikle yarın sabah teslimatı çağrıştırır. BMW sürüş keyfini çağrıştırır. Bu çağrışımlar on yıllar içinde inşa edilmiştir ve rakipler tarafından kolayca kopyalanamaz.

Peki küçük bir işletme için bu nasıl işler? Aynı prensip geçerlidir, sadece ölçek küçülür. Bir mahalle pastanesi "özel gün pastası" kategorinin sahibi olabilir. Bir butik tekstil markası "sürdürülebilir günlük giyim" alanını sahiplenebilir. Önemli olan geniş bir alanda vasat olmak değil, dar bir alanda akla ilk gelen marka olmaktır.

"Marka kültürden doğar" — Simon Sinek

Simon Sinek'in "Neden ile Başla" çerçevesi son on yılın en etkili marka düşüncelerinden birini ortaya koydu. Sinek'e göre büyük markalar ne sattıklarını değil, neden sattıklarını anlatır.

Apple'ın "neden"i teknolojiyle statükoya meydan okumaktır. Bu yüzden Apple yalnızca bilgisayar değil, tasarım, müzik, telefon ve ödeme sistemi de satar. "Neden" değişmediği için her yeni ürün aynı marka kimliğinin doğal bir uzantısı gibi hissettirmektedir.

Sinek'in işletmelere verdiği en pratik öneri şudur: Müşterileriniz sizi neden satın aldığını söyleyemiyorsa siz de büyük ihtimalle bilmiyorsunuzdur. Bu soruyu yanıtlamak marka stratejisinin başlangıç noktasıdır, sonucu değil.

Biz Roas Digitall olarak yeni müşterilerle çalışmaya başladığımızda her zaman bu soruyu sorarız. Yıllar içinde gördük ki bu soruyu net biçimde yanıtlayabilen işletmeler hem doğru müşteriyi çekiyor hem de o müşteriyi çok daha uzun süre elinde tutuyor.

"Marka tutarlılıkla inşa edilir, tek bir kampanyayla değil" — Byron Sharp

Avustralyalı pazarlama profesörü Byron Sharp, "How Brands Grow" kitabında marka büyümesine ilişkin onlarca yıllık araştırmasını aktardı. Sharp'ın bulguları sezgiye aykırıdır ve bu yüzden pazarlama dünyasında hâlâ tartışılmaktadır.

Sharp'a göre markalar büyük çoğunlukla mevcut müşterilerini derinleştirerek değil, yeni müşterilere ulaşarak büyür. Ama bu yeni müşterilere ulaşmanın yolu yaratıcı kampanyalar değil, zihinsel ve fiziksel erişilebilirliktir.

Zihinsel erişilebilirlik şu anlama gelir: Müşteri bir satın alma kararı verdiğinde markanız aklına geliyor mu? Bu sorunun cevabı büyük ölçüde tutarlılığa bağlıdır. Renk, slogan, karakter, ses ve dil yıllar boyunca aynı çizgide ilerlediğinde marka hafızada yer edinir. Her kampanyada kimliğini değiştiren bir marka ise her seferinde yeniden tanıtmak zorunda kalır, bu da muazzam bir kaynak israfıdır.

"Marka bir his bırakır" — Kevin Roberts

Saatchi & Saatchi'nin eski CEO'su Kevin Roberts, "Lovemarks" kavramıyla marka düşüncesine yeni bir boyut kattı. Roberts'a göre markalar iki eksende değerlendirilmelidir: saygı ve sevgi.

Yüksek saygı ama düşük sevgi uyandıran markalar güvenilirdir ama sevilmez. Yüksek sevgi ama düşük saygı uyandıran markalar sevilir ama ciddiye alınmaz. Her ikisi de yüksek olan markalar ise Roberts'ın "lovemark" olarak tanımladığı kategoriye girer ve müşteri için vazgeçilmez hale gelir.

Bu kavramın pratik yansıması şudur: Müşteriniz sizi hem güvenilir hem de sevimli buluyor mu? Kurumsal ciddiyeti korurken insani bir sıcaklık yaratmak mümkün müdür? En güçlü markalar bu dengeyi kuran markalardır.

Gerçek markalaşma süreci nasıl işler?

Tüm bu düşünürlerin öğrettiklerini bir araya getirdiğimizde bir ürünün markaya dönüşme sürecinin birkaç temel aşamadan geçtiğini görüyoruz.

Birinci aşama: Neden sorusunu yanıtlamak. İşletmeniz neden var? Yalnızca para kazanmak dışında hangi değeri yaratıyor? Bu soruyu net biçimde yanıtlayamayan işletmeler için marka inşası temelsiz bir yapı gibi olur, ilk sarsıntıda çöker.

İkinci aşama: Bir konuma sahip çıkmak. Müşterinizin zihninde hangi kelimeye, duyguya ya da ihtiyaca sahip olmak istiyorsunuz? Bu alan ne kadar dar ve net olursa o alanda akla ilk gelen marka olma ihtimaliniz o kadar artar.

Üçüncü aşama: Tutarlı bir kimlik oluşturmak. Görsel dil, iletişim tonu, müşteri deneyimi ve değer önerisi her kanalda aynı çizgide ilerlemelidir. Tutarsızlık zihinsel erişilebilirliği yok eder.

Dördüncü aşama: Söz vermek ve tutmak. Müşterinize verdiğiniz sözü her temas noktasında yerine getirmek marka güveninin temelidir. Bir kez kırılan güveni yeniden inşa etmek, sıfırdan inşa etmekten çok daha zordur.

Beşinci aşama: Sabırla büyümek. Marka bir çeyrek dönemin değil, yılların işidir. Kısa vadeli sonuçlara odaklanmak marka inşasını sekteye uğratır. Uzun vadeli tutarlılık ise bileşik faiz gibi çalışır, yavaş ama güçlü büyür.

Son söz

Dünyanın en iyi marka stratejistleri birbirinden farklı diller konuşur. Ama hepsinin söylediği şeyin özü aynıdır: Marka dışarıdan değil, içeriden inşa edilir. Logonuzla değil, verdiğiniz sözle başlar. Kampanyanızla değil, müşterinizin size duyduğu güvenle büyür.

Biz Roas Digitall olarak markalaşmayı bir süs olarak değil, işin kendisi olarak görüyoruz. Çünkü güçlü bir marka olmak ne demektir bunu en iyi, rakip fiyat kırdığında müşterisini kaybetmeyen işletmeler anlar. Ya da reklam bütçesi sıfırlandığında bile satışları devam eden markalar.

O noktaya ulaşmak için yapılan her doğru adım, bugün küçük görünse de yarın işletmenizin en değerli varlığı olacaktır.

Bu makaleyi yararlı buldunuz mu?